GİRESUNSPOR’UN İLK ZENCİ TOPÇUSU

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, ilk üç maddesinde söyle der:

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes; ırk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayırım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı bir ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslar arası statü bakımından hiçbir ayırım gözetilmez.

Madde 3- Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

30 ayrı maddeden oluşan fakat yukarıda ilk üç maddesi yazılan ve ana hatlarıyla “İnsan” denilen varlığın eşitliğini ilke edinen iş bu beyanname, bütün dünya halklarını kapsayan nitelikli bir etik kurallar manzumesidir ayriyeten… Zaten yüce dinimizde, Bin Beş Yüz yıllık öğretileriyle, bu anlayışı destekler mahiyettedir:

“Arap’ın beyaza üstünlüğü olmadığı gibi, beyazın da Arap olana bir üstünlüğü yoktur”

Burada; (hiç kimsenin hiç kimseye üstün olmadığı bu dünyada,) “zenci” tanımını da bir çarpıcı özellik olduğu için alıyorum sadece, kimse yanlış anlamasın? “Fazlaca esmer” manasında… Zaten ten rengi siyah olan bir kimseye de “zenci” demek suç değil, bildiğim kadarıyla? Fakat rengi siyah olduğu için yüzyıllar önceki o kural dışı dünyada köle muamelesi görmüş insanları bugünde aşağılayıp adına en kısa tabirle “ırkçılık” denilen o rezil duyguyla hareket etmek ve davranmaksa suçtur. Mesela; Avrupa’da futbol sahalarında siyahi oyunculara karşı sıkça rastlanılan, bireysel ya da toplu çirkin davranışlar gibi.

Bizse; bırakın ülkemizde böylesi kötü düşünceleri uygulamak, ayağımıza kadar gelen zenciye bile “kral” muamelesi yapanlardanız. Hem de henüz, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini bile bilemeden.

Çünkü bizi insan yapan taraflarımız, bu gibi durumlarda ortaya çıkar millet olarak. Diğer uluslardan bir farkımız vardır her daim. Misafire saygı, hürmet ve onu en iyi bir şekilde ağırlayıp baş tacı etmek gibi güzel hasletlerimiz olur bizlerin. Bunu, “böyle olsun” diyerekten de yapmacıktan uygulamayız yeri gelince. Gönlümüzden dökülür yaptığımız güzellikler veya iyilikler. Toplumumuzun bir nevi yazılı olmayan kurallarındandır bu sayılanlar. Hiçbir karşılık beklemeden.

Yukarıda bahse konu durumların hiç biri zerre kadar aklımdan geçmezken, bundan çok yıllar önce bir akşam üstü Giresun’un en dik ama en şaşalı caddesi, Gazi Caddesinin tepesindeydim. Zaten adıyla müsemma, bilip de koymuşlar bu muhitin adını da. Çok dik bir caddenin bitimindeki düz yere “Tepebaşı” demişler.

Bir büfeden sigara aldım Tepebaşı’nda… Tam da onu yakarak çıkıyordum ki, dışarıya adımımı atar atmaz birden dev gibi bir zenciye tosladım!... Çarpıştık epey sert... “Hey güzel Allah’ım! Hep mi beni bulur bu zontalar?” demeye vakit bile kalmadı ki baktım zencinin yanındaki kişi, benim yıllardır görmediğim ama çok sevdiğim çocukluk arkadaşım Volkan. Avrupa’daydı kendisi uzun yıllardır. Kısa bir hal-hatırdan sonra anladım ki, yanındaki çam yarmasının, Giresunspor’un Hollanda’dan transfer ettiği bir futbolcu olduğunu. Adı, İbrahima’ymış. Afrika kökenli, Hollanda vatandaşıymış. Kendisi onun tercümanlığını yapıyormuş. Volkan bana, bu muhitte içki içebilecekleri iyi bir yer sordu. Topçunun çok içesi gelmiş. Şaşırmadım? Çünkü bizim takımın şansından mıdır, havasından-suyundan mı, bu bir alın yazgısı mıdır nedir, gelen transferlerin çoğu ya artist çıkar yada alemci. Bu sebepten toptan- topçudan yana yüzü gülmez şehrim insanının. Ama bizler yinede asla peşini bırakmayız bu takımın. Yanımızda şu anda bir zenci olsa bile, biz her zaman “yeşil” şehrin “beyaz” çocukları oluruz. Yağmur-çamur, yaz-kış; Giresunspor en büyük sevdanın adıdır bizler için. Hangi ligde oynarsa oynasın hiç fark etmez; ne şartta olursa olsun her Pazar ortalama On Bin aşığını diker Kumyalı semtindeki, bu dünyanın deniz manzaralı en güzel ibadethanesine, bu takım. Ben beş yaşından bugüne, işte bu tribünlerde bulundum hep… 40 yıldır oradayım. Ölene kadarda yine orada olacağım.

Geçmişten bugüne biraz gidip geldikten sonra, “Bu tribünlerden İbrahima’yı da izleyebilecek miyiz?” sorusu geldi aklıma, o an birden bire?… Fakat anlatacağım akşamı yaşadıktan sonra umudumu kesmiştim bu işten, yanılmamışım! İlk yaz kampından sonra da takımdan gönderildi zaten bu enayi.

Giresun’da eğlence mekanları konusunda şehrin kalbi, limana yakın olan bölgede atar. Otellerin, restaurantların, barların ve gece kulüplerinin çoğu oradadır. Fakat ben o an, misafirim saydığım bu iki insanı kalabalıklara değil de, bulunduğumuz muhitte daha sakin bir yere götürmeye karar verdim. Hem birkaç bardak içeriz, hem de sakin sakin sohbet ederiz diye. Bu yüzden, hemen yakınımızdaki bir binadaki bir mekana yöneldik. Burası temiz, sakin ve nezih bir yer. Akşamın ilk vakitleri ve adım attığımız yerde de bizim şansımıza kimsecikler yok, ne güzel? Mekan sahibi Salih abim de sevindi beni görünce. Anne tarafımın soyadı sebebiyle “Ekmekçi” diye hitap eder hep bana. Karşılıklı olarak uzun yıllardır sevgi-saygı bağlarımız çoktur kendisiyle. Zaten çok da değerli, naif bir insandır nazarımda. “Ekmekci, ne zamandır nerelerdesin?” sorusunu, “Yettim gaari Salih abi!” diye cevapladım, öpüştük, oturduk… Volkan’la İbrahima bira istediler. Ben rakı tercih ettim her zamanki gibi. Fakat bu Allahın yarması, ikinci bardak içkisini galiba birazda bana özenip rakıyla değiştirdi. Ben bu durumu çokta önemsemedim. Ta ki, bunun rakıyı tekila içer gibi içtiğini görene kadar?

Bizim İbrahima aslan gibi çocuk maşallah! Ama içtiği aslan sütünün, onu içmesini beceremeyenleri ne hale getirdiğini bilmiyor ki garibim? Kaşla göz arasında bi vurmaya ilk dubleyi bitirdi bile. Ben çok susadığına yordum, sıcak yaz günü. Aramızda bir tercüman var, iletişim kopuk kopuk oluyor ama Volkan’a kendisini uyarmasını söyledim. Volkan vasıtası ile geri dönen cevap hepten dehşete düşürdü beni;

- Bu da bir şey mi dostum?... Biz Hollanda’da maçtan önce esrar içip de öyle çıkıyorduk maçlara, takım olarak!

Ne güzel İstanbul?... O halde bu takım bizde, amatör kümede olsa, ismi bile hazırdı: “Her Daim Kafası Güzeller Belde Belediye Spor”

İki sezondur düşmekten son anda kurtulduğumuz Bank Asya 1. Ligi’ne bu sezon veda edeceğimiz de kesinleşmiş oldu böylece… Hem de daha sezon başlamadan! Bizim en çok güvenip transfer ettiğimiz yabancı topçumuz bu ise varın gerisini siz düşünün? Uzatmayalım… Az önce anlattığım gibi yenildi, içildi ve kalkıldı geç bir vakit. Bizim kara oğlanı da rakı çarptı zaten? Konakladığı otelin önüne çok az bir mesafe kala kendisine merakla ve birazda dikkatlice bakan birkaç gence sataşmaz mı birde bizimkisi? Arada olmamıza ve bütün iyi niyetimize rağmen engelleyemedik hır-gür çıkmasını. Bizim topçu, tıpkı Barış Manço’nun “Heeeeey Koca Topçu! Estergon” şarkısı misali şahlandı… Dellendi!... Doğal olarak, zaten yakınlarımızda olan bir polis ekibi de başımızda bitti!

Ardından, (çileli bir üç-beş dakikadan sonra) normale döndü durum… Tatsızlık bizimde çabamızla yatıştırılınca, biz utancımıza yanımızdaki esmer azmanın Giresunspor’un yeni transferi olduğunu söyleyemedik.

Polislerin, “Tanıyor musunuz?” sorusunu; (Bir liman şehri olduğumuzdan)

- Gemici galiba?... Diye geçiştirmeye çalıştım ben.

Yemedi!...

Nöbetçi polislerden birisi, amirine şöyle seslendi;

- Amirim! Bu herif dün gecede karakoldaydı… Üç kişiyi birden dövmüş!... Zarar gören çocuklar, “Giresunspor’un yeni transferi” diye şikayetçi olmamışlar bundan… Biz papazı bulduk bu sene? Bu yıl sezon sonuna kadar bize rahat yok anlaşılan?

İbrahima, şikayetçi olacak kimse olmadığı için yine yırttı… Onu otelin kapısından bizzat içeri soktuk Volkan’la… Odasına çıktı nihayet. Biz döndük. Dönerken, gülsek mi-ağlasak mı da bilemeden? Yolda, rahmetli anneannemin çok kullandığı bir deyim geldi benim aklıma… Volkan’a da bakarak gülümsedim… Sessizce içimden konuştum;

“Delisi bizden olmaz…

Akıllısı bizi bulmaz!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Akyol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.