Çocuklar Hava Almıyor

- Hadi dışarı çıkıp yakan top oynayalım.

- Hayır, istop olsun. Ya da saklanbaç.

- Kukalı saklanbaç da olur ama mermer taş yok. :(

- Ebelemecilik oynayalım o zaman.

- Ebe değilim.

- Ebe değilim, ebe değilim.

- Ebe değiliiiiiim.

- Ahmet sen son söyledin, ebe sensin. Say 10'a kadar.

- 1,2,3,4,5,6,7,8,9, 10

- Kaaaaç, geliyor Ali.

- Aaaahmet beeeeni yakalayamaaaz.

- Kaldırıma çıkınca ebelememek yok ama. İnmiyorsunuz hep ebe kalıyorum. :( Ben oynamam yoksa.

- Tamam, tamam. yola inip karşıya geçeriz.

- Gökhan kaaaaaaç.

- Ebelediiiiim. Gökhan ebe.

...

Tanıdık geldi mi bu konuşmalar size de? Belki de birebir yaşadınız, hatta bu oyunu da oynadınız. Ya da yukarıdaki saydıklarımından birini. Olmadı iki bahçe demiri arasına ip gerdiniz, uçan top oynadınız, tek kale maç yaptınız ve mahalleden geçenlere topunuz çarptı, kaçtınız. Kimisi balkondan

- Aaaaa, biraz sessiz oynayın bakim. Gidin başka yerde oynayın yoksa. Dedi. Kimisi de;

- Topunuzu keserim bak. Dedi.

Bir taraftan oyunun verdiği haz, diğer taraftan Hakkı Amca'nın, Ayşe Teyze'nin, Münevver Anne'nin tatlı tehditleri arasında, akşam ezanı olana kadar oynadınız. Susayınca, giriş katta oturanların mutfak penceresinden,

- Anneeee, anneeee. Su verseneeee. Diye bağırarak, hızlıca su içip tekrar oyuna koştunuz. Yemek yemek aklınıza gelmedi ama anneniz camdan size bağırdı;

- Ahmeeeeet. Gel eve çabuk. Yemek ye, öyle çık. Diye seslendi. Siz de;

- Aç değilim ben yaaa. Diyerek, tam hızınızı aldığınız oyunu bırakamadınız. Bazılarınız ise bıraktı, yemeğini alelacele yemek için eve gitti, yedi ve çıktı. Ama o sırada diğeri eve gitmiş oldu ve de oyunun tadı kaçtı.

Bazen de oyun oynamak yerine macera aradınız mahallenizde. Eski tarz evlerde oturanlar veya arka bahçelerinde kömürlükleri olanlar, çatısına çıkıp, damdan dama geçmenin yollarını aradınız. Bazen önünüze bir kayısı ya da erik ağacı çıktı ve ağaca dadandınız. Ama muzip bir arkadaşınız sizi gördü ve bağırdı;

- Ağaaacaaa dalaaaan vaaaar. Eeriğee dalaaaan vaaar.

Siz hemen kaçmaya başladınız, ama ikinci kattaki amca duydu ve balkona çıkıp;

- İnin aşşaaağaa bakim, sizi hergeleler sizi. Olmamış onlar daha. Gidin ulan.

Bazen de mahalledeki bir kazı çalışmasında çıkan ya da inşaat sırasında gelen kumla oynadınız. Çamurdan telsiz yaptınız, araba yapıp sürdünüz, bazen de kumda siz yollar, köprüler yaptınız. Tabi bu arada üstünüz başınız battı, tırnaklarınız çamur oldu, anneniz sizi öyle görünce de deliye döndü. :) Ama yıllar sonra bunların tatlı delilikler olduğunu ve en güzel çocukluk anılarınızı oluşturduğunu gördünüz.

Yaşınız ilerledi, orta okul, lise, kimisi bilimyurdu ( üniversite ) derken evlendi, işe girdi, zaman değişti, teknoloji ilerledi derken çocuk sahibi oldunuz. Sonra çocuğunuz elinizdeki akıllı telefonu, el bilgisayarını, dizüstünü, televizyonu vs. gördü ve ona tutuldu. Eve hapsoldu. Oyunları oynarken sanal arkadaşlıklar kurdu bilgisayarda. Dizleri kanamadı, elleri kirlenmedi, üstü başı batmadı, her şey güllük gülistanlık! Sandınız. Ama işin rengi öyle değil. Çocuk asosyal oldu, doğaya yabancı kaldı, taş hapisanelerde büyüdü, kimyasalların içinde üstü temiz, aklı kirli büyüdü. E çocukluğunu yukarıdaki gibi yaşayan anne babalar, bu durum karşısında bakakaldılar. Yapacak bir şey yoktu çünkü, toplum bu yöne kaydı, kaydırıldı. Temassız arkadaşlıklar, sanal ortamdaki kavgalar, paylaşımsız dondurma, bisküvi, sakız, patates cipsi...

Yapmayın! Çocuklarınıza bu kötülüğü yapmayın. Bırakın deneyerek öğrensinler, temas ederek, yere düşerek, toprağa, ağaca, çimene değerek büyüsünler. Güneşin altında oynasınlar, kışın kar topu, yazın su savaşı oynasınlar. Islansınlar, kirlensinler, küssünler, barışsınlar. Bırakın, gerçek bir kişilikleri olsun. Arkadaşlığın, paylaşmanın kıymetini bilsinler. İleride "o benim çocukluk arkadaşım, o ise mahalle arkadaşım" diyebilsinler. Tabi sadece mahallelerde değil, sitelerde yaşayanların da çocuklarını ortak alanlarda oynaması için dışarı çıkarmaları gerekiyor. Taş, toprak, yakındaki park neresi olursa olsun, gitsinler, gidin.

Teknoloji büyütmesin çocuklarınızı.

Teknoloji onlara gelişimlerinde, öğrenmelerinde, araştırmalarında, öğrencelerinde ( derslerinde ), dünyayı keşfetmelerinde ve harekete geçmelerinde yardımcı olsun. Amaç değil, araç olsun. Tabi anne babaya da burada çok iş düşüyor. Elinizde telefon, çocuğunuza bakmadan geçen aynı çatı altındaki boşa giden saatler. Teknoloji daha da ileri gidecek, ama çocukluk daha da geri gidecek böyle giderse. Bilgisayar oyunları çocuğun beyin gelişimi için faydalıdır. Oynadığı oyuna göre zor anlarla başa çıkmayı öğrenir, kestirme yollar bulur, gerçek hayatla sanal ortamı iç içe harmanlayıp, uygulamalı olarak birçok şeyi öğrenmesini sağlar. Ama sadece sanal hayat, her şeyin oradaki gibi olduğunu düşünmesine, oradaki sahte mutluluğu dışarıda da bulabileceğine ve bulamayınca da sıkıntıya girmesine neden olacak. Sonra "bizim çocuğun nesi var bey/hanım?"

Ben söyleyeyim:Aşırı teknolojisi var. Biraz hava alması lazım!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tolga Ziyagil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.