DÜŞÜNMEYİ ÖĞRETMEK

Düşünmek. Çoğumuzun belki de en çok geriye bıraktığı eylemlerin başında gelir. Neden bırakılmasın ki? Zaten yaptığımız işi ya da eylemi daha önce birileri düşünüp bu aşamaya getirmişler, ben de bunu kolaylıkla sürdürebiliyorken neden yeniden üzerine düşüneyim? Dememeliyiz aslında çünkü yaptığımız iş veya eylem ne kadar önceden ortaya çıkarılmış, üzerinde düşünülmüş, gelişmiş olursa olsun asla en iyisi değildir ve de olmayacaktır. Her sürev onu daha ileriye götürebiliriz, geliştirip daha yararlı duruma sokabiliriz ve bizden sonra gelenler de onu daha ileriye götürebilir(di). Eğer düşünmeyi öğrenip bunu yaşamımızın her alanına uygularsak.

Özellikle Türkiye'deki okullarda öğretmenlerin öğrencilere yapacağı en büyük kötülüklerin başında, her öğrencinin, öğretenin kendisi gibi veya belli bir kalıpta düşünmesini sağlayacak eğitimi vermesi geliyor. Basma kalıptan çıkan yap boz parçalarının bir araya gelip tek bir bedizi (resmi) oluşturması gibi herkesten benzer bir düşünce yapısının çıkmasını ve böylelikle de toplumun erince (huzura) ulaşmasını, devamlılığını sağlamasını, korunmasını bg. iyi olguları umut ederler. Peki, yaşadığı toplumun hem ekinsel (kültürel) hem bilimsel hem de sanat yönünden ileriye gitmesi de gerekmiyor mu? Aksi durumda nasıl gelişmiş bir toplum olup, yeryüzünde adından gıptayla bahsedilen bir ülke olabiliriz ki? Gelişen ülke konumundan gelişmiş ülke konumuna nasıl geçebiliriz ki bu durumda? Geçemeyiz. Nedeni de şu ki, düşünmeyi dahi belli bir kalıp içerisine sıkıştırıyoruz ve insanların hayal güçlerini, üretkenliklerini, yenilikçi düşüncelerini baltalıyoruz ve ortaya sürekli tek tip bir yaşam biçimi çıkıyor. E haliyle düşünce gücü elinden alınmış bir toplum da, önünü ancak belirli bir yere kadar görüyor ve sonrası karanlık geldiği için var olan durumunu korumaya yöneliyor. Korkuyor çünkü. Böyle olunca da kurnaz bir takım kişilerce kolayca yönlendirilip, ensesine vur lokmasını al durumuna geçiliyor.

Ülkemizde eğitim düzeni ne yazık ki halen bir düzene oturtulmuş değil. Bazı ülkerler bundan 50 yıl öncesinde bir eğitim tasarısı oluşturmuşlar ve de bugün halen bunu devam ettirmektedirler. Ama oluşturdukları eğitim düzeni her çağda ileriyi görebilen, yeniliklere uyum sağlayabilen, geçmişini doğru öğrenip geleceğini doğru temeller üzerinde inşa edebilen, özgürce düşünce oklarını fırlatıp daha iyisine yönlenebilen tarzda oluşturulmuş. Dolayısıyla da sürekli bir yeniden düzenleme gereksinimi duymamaktadır. Böylelikle kuşakların da birbirinden uzaklığı artmamaktadır. Eskiden şöyleydi şimdi böyle diye büyük ayrımlar söz konusu olmamaktadır.

İlkokulda başlayan bu yanlışlığı düzeltmek için bir neslin kendisini feda etmesi gerekebilir. Liseye gelindiğinde düşünemeyen öğrenciler bilimyurduna (üniversiteye) geçtiklerinde hâlâ mezun olduktan sonra ne yapacağını bilemez durumdalar. Okumuş, okuma yazma öğrenmiş ama düşünememiş çünkü düşünmeyi öğren(e)memiş, çünkü düşünmeyi öğretme zahmetine girmemiş öğretmenlerin elinden geçmişler. Tıpkı bir üretimevinden (fabrikadan) çıkmış ve belirli özellikler dışında başka bir işe yaramayan nesneler gibi. O öğretmenler de eğitim yaşamlarını o şekilde tamamlamışlar ne yazık ki. Birileri onların yerine de düşünüp bir şeye karar vermiş ve bozulmasın diye yontmuş durmuşlar kafalarını.

İ.Ö 1000 yıllarında eski bir Çin ozanı olan Kuan-Tzu'nun yazmış olduğu şu tümceleri bir okuyun.

Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek.

Ağaç dik on yıl sonrası ise tasarladığın.

Ama bir yüzyıl sonrası ise düşündüğün, halkı eğit.

Bir kez ürün verir ekersen tohum.

Bir kez ağaç dikersen on kez ürün verir.

Yüz kez olur bu ürün eğitirsen halkı.

Balık verirsen bir kez doyurursun halkı.

Öğretirsen balık tutmasını hep doyar karnı.

Bu sözler nice çağları aşıp gelmiş çünkü her çağa ait olarak düşünülüp söylenmiş. Düşünmek de bütün beceriler gibi öğretilebilen, öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir yetenektir. Ancak siz ağacı yaşken yanlış eğerseniz, onu bir çubuğa bağlayıp yön verirseniz, asla kendi özelliklerini keşfedemeyecek, taze deneyimlerden yoksun kalacak ve de yaşadığınız toplum her sürev gelişime gebeyken düşük yapacaktır. O gelişim bir türlü doğamayacak ve asla size yeni bir yeryüzünün varlığını sunamayacaktır. Bırakın çocuklarınız özgürce söylesin düşüncelerini, bırakın gökyüzünü pembeye, dağları maviye, yolları turuncuya, hayvanları gökkuşağı renklerine boyasınlar. Bırakın elindeki oyuncağı bozup ondan yeni bir şeyler üretsinler. Doğruya giden pek çok yol vardır. İzin verin de kendi yolundan o doğruya ulaşsın. Sizi her sürev yanında bir destek bilsin, bir yontma aracı değil. Törpülemeyin çocuklarınızı acımasızca. Bırakın düşlediğini size de yaşatsın. Yaşatsın ki siz de daha iyiyi görün. Eğer ki sakıncalı bir yönelimi olursa zaten buna izin vermezsiniz ve yeniden doğru yola koyarsınız.

Gelen her yeni kuşağın gereksinimleri bir öncekinden bambaşkadır. Doğdukları yeryüzünü yeniden keşfediyorlar ve nesnel bir şekilde değerlendirebiliyorlar tâ ki okula başlayıp basma kalıplara maruz kalana kadar. Bırakın onu, öğrendikleri kalıptan başka bir düşünceyle arkadaş ortamında bile karşılaştıklarında hemen alıyorlar ellerine öğretilen us bıçaklarını ve karşıdakini yontup kendine benzetmeye çalışıyorlar. Neden? Çünkü başka düşüncelere izin verirse, kendi içinde çelişkiler yaşamaya başlayacaktır ve de kendince bir karanlığa geçiş yaşayacaktır. Aslında tam tersi, yeni bir düşünceyi kendi bilgisiyle yorumlayıp daha yararlı duruma getirerek daha aydınlığa geçecekti, eğer ki düşünmeyi bilseydi.

Öğretmen, anne ya da baba olabilirsiniz. Başta çocuklarınızın daha sonra da kendi geleceğinizi güzelleştirmek ve güzel bir miras bırakmak istiyorsanız eğer, çocuklarınıza okumayı aşılayıp, okuduklarını eleştirmesini, olduğu gibi kabul etmek yerine düşünüp, daha iyi nasıl olabileceğini çözmelerini isteyin. Bunu siz de yapın çünkü önlerindeki örnek sizsiniz ve de sizi takip edeceklerdir. Gelişime her yaşta yeniden başlayabilirsiniz. İşin güzelliği de bu noktada zaten. Siz yapmazsanız bunu başka ülkeler, toplumlar gelip sizin adınıza yapmazlar. Çünkü istemezler kendilerinden daha iyi olan bir toplumun bulunmasını. Ayrıca eğer ki düşünmeyi öğretemezsek, siz yokken ileride önlerine çıkan yenilikler karşısında şaşırıp kalabilirler ve yerlerini bilemeyeceklerinden rüzgarın önünde savrulup gideceklerdir. Bu, en büyük kötülüklerden bir olacaktır çünkü kendisini savunmayı yalnızca bulunduğu yer için öğrenmiş biri, kabuğundan sıyrılıp da dışa açılamayacaktır. Dışarıdan gelen bir yeniliğe karşı savunmasız olacaktır. Bu iyi ya da kötü bir yenilik olabilir. İyiyse belki pek zararı olmaz ama kötüyse sonu da kötü olabilir. Öyle yetiştirmeliyiz ki gençleri, yalnızca yeryüzünde değil, gökyüzünde bile korkmadan ilerleyebilsinler.

Umulur ki tez sürevde güçlü bir eğitim düzenine kavuşur ve özgür bir nesil yetiştirmeye başlarız. Elbette bu ilk önce aile içinde başlamalıdır. Asla geç değil, yeter ki durumumuzun ayırdına varalım ve önlem alıp eyleme geçelim. 1 yıl, 10 yıl değil, bir asır sonrasını düşünüp eyleme geçelim. Ne kadar ileriyi görebilirsek, gösterebilirsek o kadar kalıcı oluruz. Bir o kadar da gelişmişlik düzeyi artar.

Düşün ey Türk Budunu. Çünkü sen ilimde, bilimde, sanatta en gelişmiş seviyelerde olmaya yaraşırsın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tolga Ziyagil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.