BİZİM İSLÂM ADINA DEAŞ’I SORGULA HAKKIMIZ VAR MI?

Laikliği ihlâlden Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Ağır Ceza Mahkemelerinde yedi defa yargılandım. Hayatımım hiçbir döneminde İslâm dışılığı benimsemedim.Deaş bağlılarının büyük çoğunluğu doğmadan yani 1970 yılından itibaren Süleymaniye camiinde İslâm’ı bir hayat düzeni olarak sunmaya çalıştığım hutbelerim ve ülke genelinde verdiğim konferanslarla İslâm’ı ve bağlılarını dışlayıcı, ötekileştirici ve baskıcı sistemle mücadeleye başladım ve bugüne dek sürdürdüm ve sürdürüyorum. Birileri gibi CIA’dan, Mossad’dan ve benzerlerinden emir almadığım gibi Saray’dan da almadım. Ahmet Hakan gibi radikal bulanlara da muteriz olmadım.

İçinde saf Müslümanlar olabilir. Ama Batı emperyalizminin yönetiminde olduğunda şüphem olmayan Deaş beni de İnfaz Listesi’ne almış. İslâm karşıtı seküler bir terör örgütünün infaz listesinde olmak ağırıma gitmez de kendisini İslâm’a nisbet edenlerce düşman bilinmeyi doğrusu içime sindiremedim.

Açık söylüyorum; Biz Allah’ın dinini dışladık. Tarihi dönemlerdeki içtihatların bütününü din kabul edip Kur’ân ve Sünnet’le bağlantılarımızı kopardık/koparıldık. Siyaset, ekonomi, eğitim ve ahlâk din dışı mecrasında akıyor ama kimsenin umurunda değil.

Samimiyetle soralım: Baştan sona bir Kur’ân mealinin bile okutulmadığı İlahiyatlarımız, Diyanetimiz, cemaatlerimiz ve tarikatlerimizle razı olduğumuz din İslâm mıdır? Geçtik İslâm adına, insan hakları ve hürriyetleri adına bize dayatılan İslâm dışılığı sorgulayabildik mi?

Bizim İslâm adına Deaş’ı sorgulama hakkımız var mı?

İnsanlığa mesajlarını içeren Kur’ân’ının özünden, evrensel kıldığı Elçisi Muhammed’in hayat önderliğinden koptuğumuz Rabbimiz bize niçin yardım etsin?***Bundan otuz beş yıl kadar önce Süleymaniye Camii İmam Hatipliğinden henüz sürgün edilmediğim günlerdeydi. Bir iş için İstanbul Müftülüğüne gitmiştim. Meğer o gün müftüler toplantısı varmış. İlçe müftleri ile toplantı henüz başlamamıştı. Ben il müftümüz yanında iken telefon bağladılar. Bir kadın, “kocası ölen kadının yeni bir evlilik yapabilmesi için ne kadar İddet beklemesi gereğini” soruyordu. Kur’ân’da açık seçik belirlenmiş olan cevabı il müftümüz hatırlayamadı. Olabilir. Döndü ve 30’u aşkın ilçe müftüsüne sordu. Onlar da cevap veremediler. Gerisini getirmeyelim.***Birkaç gün önce büyük bir İslâmî külliyede seçkin bir kitleye hitap ediyordum. Sistemin de eleştirilmesi gereğini “geride eşi, çocukları ve ana-babasını bırakarak ölen kişinin ana basına miras verilmemesi ” olgusuyla örneklendirirken sordum. İslâm’da oğlu-kızı ölen ana babanın miras hakkı var mıdır ve oranı nedir?İmam Hatip Lisesi öğretmenlerinin ve otuz yıllık dava adamlarının bulunduğu topluktan cevap alamadım.

Şimdi soralım: Seçkinleri Kur’ân’dan habersiz Müslümanlara, oryantalistlerin de beslediği Deaş’ın din öğretmeye kalkmasında garîb olan nedir?“İslâm kendi çocuklarının döneminde bile gurbetini yaşıyor ama ağlayanı yok” desek mübalağa mı etmiş oluruz?

NOT: Yorum istemiyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Rıza Demircan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.