KADIN HAKLARI VE 5 ARALIK

Kadın Hakları Devrimi için verilen mücadeleyi okudukça gurur duymamak, duygulanmamak imkansız.

5 Aralık sadece söylemlerde, kalmasın bir devrimin tarihi olduğu unutulmasın.

Haklarımıza sadece kadınlar olarak değil aklı, adaletten, hukuktan, ahlaktan, eşitlikten, çağdaş düşünceden yana olan erkeklerle birlikte tüm yarım kalan devrimlerimize sahip çıkalım.

Atamızın verdiği mücadeleyi mutlaka okuyup bize layık görülen bu anlamlı günün sadece sözle kutlanamayacak kadar değerli olduğunu unutmayalım.

Türk kadınının, onurunu, çabasını, zekasını koruyan, ona inananMustafa Kemal ATATÜRK’ün evlatları olarak bize verdiği özgürlüğümüze sonuna kadar sahip çıkalım.

Metin Aydoğan, ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ adlı kitabında devrimleri anlatmaya devam ediyor;

''Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK , Kurtuş Savaşı’ndan sonra, kadın sorununun çözümünü, ‘’Türk kadınına ödenmesi gereken bir borç’’ olarak görüyordu.

Savaşı tüm ulus kazanmıştı ama, kadınların taşıdığı yük ve gösterdiği özveri çok yüksekti.

Anadolu kadını gerçekleştirdiği ‘’kutsal’’ eylemle, ‘’ hem yuvasını hem de orduyu’’ ayakta tutmuştu.

Kadın sorununu çözmek için, yasal mücadeleye hemen girişmedi. Toplumda ve onun bir kesiti olan meclis’teki önyargıları biliyor, zamansız girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağını görüyordu.

Yasal düzenlemeler için acele etmedi, ama çıktığı uzun yurt gezilerinde, söz ve davranışlarıyla kadın sorununa dolaysız sahip çıktı. Konuyu sürekli gündemde tutarak, ileride girişeceği atılımlar için, toplumu hazırlamaya çalıştı.

Kadın özgürlüğünün önemini, o dönemde en üst düzeyde olan ‘’milli duygulara’’ seslenerek, başarıyla anlattı.

Savaşta ve barışta her isteğini yerine getiren Türk kadınına ; ‘’ sen katılmadan kalkınıp güçlenemeyiz, sen ve senin kurtuluşun, ulusal programımızın temelidir’’ diyor, onu toplum yaşamına katılmaya çağırıyordu.

Türk kadını, ilk kez aldığı uygarlık çağrısına coşkuyla katıldı.

Açıkhava yaşamı, yalnızca erkeklerin yararlandığı bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Parklar, plajlar, mesire yerleri tümüyle kadınlara açıldı. Kadınlar buralara, artık yalnız yada küme halinde , erkeksiz olarak da gidebiliyordu.

Arka arkaya kadın örgütleri kuruldu.

‘’Kadın Devrimine’’ hukuksal boyut kazandıran ilk yasal girişim, 3 Mart 1924’te çıkarılan, Eğitim Birliği Yasası’ydı. Bu yasa eğitimin laikleşmesini sağlarken, kadınlara, erkeklerle eşit eğitim olanakları tanıyor ve genç kızlara, var olan tüm eğitim kurumlarına girme hakkını kazandırıyordu.

Kısa sürede karma eğitimi de içeren atılım, askerlik dahil her meslekten, eşit, özgür ve katılımcı kadının yetişmesini sağladı.

3 Nisan 1930’da çıkarılan Belediye yasası’yla 18 yaşından büyük tüm kadınlara , belediye seçimlerinde ‘’oy kullanma ve seçilme hakkı’’ tanındı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 26 Ekim 1933’te, köy kanunu’nun 20 ve 25. Maddelerini değiştirdi. Bu değişimle, köy ihtiyar heyeti ve muhtar seçşmlerinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi.

Türk kadınları, siyasi haklarına tam olarak, Köy kanunu’nda ki değişiklikten 14 ay sonra,

5 Aralık 1934’te ulaştı.

Yasanın kabul edilmesi, tüm yurtta , özellikle kadınlarca, coşkulu gösterilerle kutlandı. Kadınlar , Ankara Halkevi’nde toplanıp, kalabalık bir yürüyüş kolu halinde Meclis’e geldiler.

Kurtuluş’tan beri, 12 yıldır özgürlüğü için çaba harcayan, onlara yol gösteren önderlerine ‘’ şükran duygularını ‘’ ilettiler.

Coşkularında haklıydılar. Türk kadını olarak Fransız, Japon ya da İtalyan kadınlarından daha önce siyasal haklarını kazanmışlardı.

Türkiye; kadına siyasi hak tanıyan ilk ülkelerden biriydi ve ilginç bir biçimde, dünya kadın hareketi üzerinde hepsinden çok etkili olmuştu.

Dünyanın her yerinden Türkiye’de ki uygulama ve Mustafa Kemal için övücü açıklamalar geliyordu.

Uluslararası Kadın Birliği Yazmanı Katherin Bonifas şöyle diyordu;

‘’Atatürk gibi, insanlığın en yüksek katına erişmiş bir dahinin, kadınların genel düzeyini yükseltmesi, uluslararası kadın hareketini kolaylaştırmıştır. Atatürk’ün Türk kadınına kazandırdığı hak ve özgürlükler, bütün dünya kadınlarında özgüven yaratmış ve mücadelelerinde onlara destek olan, yardımcı bir güç vermiştir’’

Kaynak: Metin Aydoğan

Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ebru Oğuzhan Yeter - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.