KİMİ BİT PAZARINDAN ÇIKIYOR. KİMİSİ BİR ÇÖP BİDONUNDAN. BU VEFASIZLIK NE ZAMAN BİTECEK?

2015 yılında özel sektörde yönetici olarak çalışırken Mayıs ayında emekli oldum. Yaş elli, taşı sıksak suyunu, demiri sıksak aromasını (!) çıkarırım. Yok gari o kadar da değil (!) düşüncesi ile çalışmaya devam, yola devam dedik. Gerçi ne taşı, nede demiri sıktık. Beyaz (!) işinde devam dedik. (UN SEVK VE İDARESİ) Takii 2017 senesinin Mart ayı sonuna kadar. Eşimin İstanbul'un bir ilçesine tayinin çıkması ayni zamanda umumi istek üzerine (!) hanımı yalnız bırakmama adına TEBDİLİ MEKAN yapıp İSTANBUL'A GELDİK. Neticede şuan boş gezenin, dolu kalfası (!) misali HANIM PATRON bende İŞÇİ, sabahları makam aracının kapısını açıyor(!) ve işyerine bırakıyorum. Sonramı? Sonrasında da eve geliyor yıllarca ihmal ettiğim kitaplarımın başına geçip " oooo cici kitaplarım, ooooo güzel kitaplarım sizi çok ama çooooook seviyorum" deyip kitaplarımın başına geçiyor ve 2.75 numara yakın gözlüklerimi de gözüme takıp başlıyorum okumaya. Bir taraftanda fosforlu kalem ile önemli yazı ve haberleri sarı lacivert kalemimle üzerlerini çiziyorum. (Fanatikliğe bak). Sahi böyle bir kalem varmı? varsa almaya hazırım. (!) Neyse gene fazla geyik yaptık. Bugün bir gazetede çıkan haber üzerine biraz duygusal, birazda sinirli bir modda idim. Rabbim(c.c) adama önce eşeğini kaybettirir, sonrada mutlu olsun diye kaybettiği eşeğini tekrar buldururmuş. İşte bende tıpkı İŞLEĞİNİ (EŞŞEK) kaybeden adam gibi oldum. Gazetede sizlerinde dikkatini çekeceğine inandığım haberi aynen alıyorum.

Kıbrıs Kahramanı" olarak tarihe geçen eski Genelkurmay Başkanlarından Sancar'a ait bazı özel eşyalar, İskitler'de haftada bir kez kurulan bit pazarında fark edildi.

Sancar'a 1978'de NATO tarafından verilen plaket ile Güney Kore Savunma Bakanı Yu Jae Hung ve Japonya Meşru Müdafaa Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Hiroichi Samejima tarafından takdim edilen madalyonların da aralarında yer aldığı 30 parça eşyayı, koleksiyoner Necati Doğan satın aldı.

Yaklaşık 40-45 yıllık mazisi bulunan eşyalar içinde Sancar'ın Osmanlıca yazdığı not defteri, üniformasında yer alan şerit rozetler ve bröveler ile Sancar'a Çukurova Üniversitesi tarafından takdim edilen "Onur Belgesi" de bulunuyor.

Yakın tarihe ait belge niteliğine sahip eşyaların uygun olmayan koşullarda tutulmaları sebebiyle bakımsızlıkları da dikkati çekiyor.

Gördünüz mü? VEFA İstanbul'da bir semt dedikleri kadar yok mu? Vaaaaaaar. Ya diğer yazıya ne diyeceksiniz? O ise bundan daha feci resmen FACİA Şimdi derin bir nefes alın ve diğer habere geçelim.

Gazeteci-Yazar Çetin Altan, 2006 yılı başlarında SkyTürkte bir bayram sabahı katıldığı programda açıkladı. Altan, çıktığı programda Akifin oğluyla ilgili hatırasını anlatırken, ekran başınaki milyonlarca kişi duydukları karşısında isyan ederek, gözyaşlarına boğuldu. Çetin Altan, Mehmet Akifin oğluyla ilgili yaşadığı o gözleri yaşartan anları 4 yıl önce şöyle anlatıyordu; “İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Akif Ersoy’u hepimiz tanırız. Çok ünlü bir vatan şairi olarak biliriz. Çünkü İstiklal Marşı’nı yazmıştır. Yarışmayı kazandığı halde, para ödülünü almayı reddetmiştir. Ama biyografi okumayı bilmediğimiz için mesela yoksulluk içinde geçen bir hayat sürdüğünü pek bilmeyiz. Size bir anımı anlatayım. 1966 sonları, bir öğle sonrası odamdayım. ‘Sizi biri görmek istiyor’ dediler. ‘Buyursun’ dedim. İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazırolu andıran bir duruş vehafifbükük bir boyunla; ‘Bendeniz Mehmet Akif’in oğluyum’ dedi. Bir anda ne olduğumu şaşırdım. Nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine; ‘Oooo buyurun buyurun, nasılsınız?’ türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım. O, tavrını bozmadı; ‘Rahatsız etmeyeyim, sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim’ dedi. Gökler mi tepeme yıkıldı, yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena, allak bullak oldum. Ve tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkartıp uzattım. O, bükük boynuyla: ‘Siz ne münasip görürseniz’ dedi. Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. ‘Durun bakalım neyimiz varmış’ gibilerden cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, fazla bir şey de yoktu, elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı. ‘Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim’ dedi ve çıktı. Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme: Beşiktaş’taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif’in oğlunun ölüsü bulunmuştu! " Çetin Altanın anlattığı bu hatıranın sonundaki şu sözleri ise fazla söze gerek bırakmıyordu; "Mehmed Akif’in oğlunun ölüsünün bir çöplükte bulunduğunu çoğu kimse bilmez! Bu bakımdan burada, kendini devletin sahibi olarak görenlerin, devleti yönetenlerin, vatanı sevenleri ne kadar sevip sevmediği konusu da çok önemlidir!” Rota Haber Sahi biz bu muyuz? Vatanı için fedakarlıktan kaçınmayalara Bayrağı, toprağı, mukaddes değerleri için hiç birşeyi gözetmeksizin ölümün kucağında ninni söyleyen bu yiğitlere ki onlara yiğit bile diyemiyor yiğit üstü insanlara, Yürüyüşleri ve duruşları ile adeta ölüme meydan okuyan bu kahramanlara, BU SAYGISIZLIĞI DAHA NE ZAMANA KADAR YAPACAĞIZ? Not: neyseki bugün gene bir gazetenin ikinci sayfasında " geçtiğimiz gün birinci sayfasına taşıdığı"Sancar Paşa'ya Vefasızlık"haberinden sonra Genelkurmay Askeri Tari̇h ve Strateji̇k Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı,Semih Sancar'a ait madalya, madalyon, plaket ve rozetleri elinde bulunduran koleksiyoner Necati Doğan ile irtibat kurdu." haberini okuyunca GALİBA; İNŞAALLAH OLUYOR, OLACAK, OLMALI, demekten kendimi alamadım. Yazının burasına kadar haberi olduğu gibi paylaştım artık yorum ve bu TERBİYESİZLİĞİN ÇARELERİ içinde sizlerde YORUM YAPARSINIZ. İNŞAALLAH. Selam ve dua ile..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Ertekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberler Ankara Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberler Ankara hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.