• BIST 93.297
  • Altın 208,487
  • Dolar 5,3165
  • Euro 6,0196
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 9 °C
  • İzmir 9 °C

OKURA, GELECEĞE, ÜLKEYE DARBE

Tolga Ziyagil

Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’ten alınan son verilere göre Türkiye’deki okuma oranı günlük kişi başı 1 dakika iken, yıllık olarak kişi başı 8,4 betik düşüyor. Günlük olarak televizyona 6 saat, internete ise 3 saat ayırıyoruz. UNESCO’ya göre ise dünyada 86. sıradayız. Birinci sırada %21 ile Fransa ve İngiltere, %14 ile Japonya ve %12 ile Amerika yer alıyor. En çok okunan türlerde ise başı %65 aşk, %24 siyaset, %13 düşünce ve %7 kişisel gelişim yer alıyor. “Boş sürelerinizi nasıl değerlendirirsiniz?” sorusunu pek de düşünmeden hemen hazır bulunan “betik okuyorum.” şeklinde yanıtlarız. Okumanın bir boş süre geçirme eylemi olarak görülmesi ise ayrıca üzücüdür. Okumayı günlük bir alışkanlık durumuna getirmeliyiz çünkü okumayan beyin hantallaşır, bireyin kendini açıklama yetisi düşer, doğru sözcükleri bulmakta zorlanır ve sürekli “ee, şey, öyle işte.” gibi ses yankılarıyla doldurur tümceyi. Her yıl artan basılı yayına karşın okuma oranı eş hızda artmıyor ne yazık ki. Durumu kurtarmanın en güzel başlangıç noktası ise çocuklar olarak görülüyor ki gelecek kuşaklar daha aydın ve bilinçli olsun, bilimin ışığında çağdaşlaşmayı sürdürsün ve yaşanılası bir toplum olsun.

Okuma oranının bu derece az olması yeterince üzücü iken, bir de okuyan kesim için üzücü bir bilgimiz var. O da son dönemlerdeki dolar artışı nedeniyle gelen kâğıt zammı. Dolayısıyla yayınevleri de bunu raftaki betiklere yansıttı. Birçoğu bu şekilde kendini ayakta tutmaya çalışırken bazıları da yıl sonuna dek zam yapmayacağını açıkladı. Yabancı yazarların ülkemizde yayınlanması için öncelikle telif haklarının ödenmesi, ardından çevirmene hakkının ödenmesi, baskının ederi, tutkalı, boyası, kargosu, çalışanı falan derken okuyucuya gelene dek zam üstüne zam biniyor ve genel gereksinimler sıralamasında 235. sırada olan okuma gerekliliği iyice gerilemeye başlıyor. Bu zamların nedeni kâğıdı ve baskıda kullanılan malzemeleri ithal etmemiz. Kur yükselişi nedeniyle bazı dergiler basıma ara verirken bazı gazeteler de zamlandı. Kâğıt üretimevlerinin özelleştirme yoluna gidilerek sonunda kapatılması ise, ki en son Giresun SEKA kâğıt üretimevi kapatılıp yerine TOKİ konutları yapıldı, bu duruma hız kazandırmış oldu. Üretim toplumundan tüketim toplumuna geçmemiz ve hazıra alıştırılmamız bir yana, böyle gidersek de bu günleri mumla arayacağımız için bir an önce durumu ayrımsayıp önlem almalıyız. Bu arada da okumaktan vazgeçmemeli ve gözümüz açık olmalıyız. Okuyan insan daha çok görür, daha çok anlar, daha çok uygular, daha çok gelişir ve yükselir.

Yalnızca yabancı değil yerli yazarlarımızın betikleri de yüksek ederde. Bir okur olarak bunun üzüntüsünü ve parasal sıkıntısını ben de yaşıyorum, ancak ne olursa olsun vazgeçmeyeceğim bir eylemdir okumak. Çünkü bize okuyan, yazan, düşünen ve eyleme geçebilen insanar gerek. Bunlardan biri de ben olmalıyım derim hep kendime ve çevreme. Cumhuriyetimizin 95. yılını kutladığımız şu günlerde, ülkenin sağlam ve kişilikli bireylerle yolunu sürdürebilmesi için okumak zorunludur. Yaşınız ne olursa olsun okumaya başlamak için geç değil. Önce siz, sonra çevreniz. Siz yapmazsanız, başkası da yapmayacaktır. Önce bireysel sonra toplumsal olarak kalkınmak, yükselmek ve ilerlemek için okumak koşuldur. Okumayan toplumlar diğer ülkelerin uşağı olmaya adaydır. Kaldı ki Türk Milleti olarak geçmişten günümüze nice bilginler çıkarmışız bağrımızdan, nice buluşlara imza atmışızdır acun üzerinde. Önceden kültür Doğu’dan akardı Batı’ya, şimdi ise tam tersi. Neden diye düşünmek gerek. Göktürkler’den Selçuklu’ya, Karahanlılar’dan Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’nde hep okumakla gelişmişiz, ilerlemişiz, kimseye boyun eğmemişiz. Yalnızca bilek gücü değil, us gücümüzü de işin içine katmalı, önce düşünebilmeli, düşleyebilmeli sonra da bileğimizin hakkıyla onu gerçeğe dönüştürebilmeliyiz. Emin olun, bizim diğer ülkere yaptığımız iyiliklerden, yardımlardan hiçbirini onlar bize yapmaya yeltenmez bile. “Veren el, alan elden üstündür.” sözünden yola çıkarak, almaya gerek duymamak için okuyup kendimizi geliştirmeli, eğitimde, sanatta, bilimde, tıpta, sanayide, teknolojide ileri gitmeliyiz. Bunları yaparken bir yandan da yerli malına yönelmeli, kullanmalı, dışarı çıktığımızda kendi markalarımızı seçmeli, paranın dışarıya gitmesine engel olmalıyız. Bunun için de toplumsal bir dayanışma gereklidir. Dayanışma için öncelikle de yeterli duruma gelmeliyiz. Eksik yönlerimizi iyi geliştirmeli, güçsüz yönlerimizi güçlendirmeliyiz. Yoksa beton yığınları arasında yaşayıp giden ve yalnızca karın tokluğuna yaşayan bir canlı sürüsü gibi olur çıkarız. Dönülmez eşiğin ufkundan önce kendimizi sarsmalı, silkelenmeli, üzerimizdeki tozlardan arınmalı ve yeri titreten adımlar atmalıyız.

Lütfen, bugünden başlayarak bütçenize uygun yerlerden, ki özellikle internetten çok uygun ya da fuarlardan, sahafçılardan olur, betik alıp okumaya, çocuklarınıza okutmaya başlayın. Başlayın ki siper edelim göğsümüzü dursun bu hayasızca akın.

Bu yazı toplam 916 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim