• BIST 91.445
  • Altın 211,292
  • Dolar 5,4568
  • Euro 6,1395
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 15 °C
  • İzmir 15 °C

TARIMDA YERLİ VE MİLLİ OLMAK ŞART

Dr. A. Kadir Kıran

Türkiye İstatistik Kurumu, 2018 yılı ikinci çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla sonuçlarına göre Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 5.2 büyüdü. Ancak biz tarımcıları ilgilendiren kısmı olan tarım sektörü yüzde 1,5 küçüldü. Yani tarımda geriye gidiş söz konusu. Bir zamanlar tarım, ekonominin başı çeken sektörler arasında yer alırken, bugünkü geldiğimiz durum pek de süpriz değil.

Aslında geldiğimiz bugünkü  nokta bizi pek de şaşırtmadı.Tarım sektöründe uzun zamandır söylüyoruz. Önemli sorunlarımız var çözülmesi gereken. İthalata dayalı bir tarımsal üretim politikası varlığının sürdürülebilir olmadığını öteden beri dile getiriyoruz. Bunu sadece son zamanda artan kurlara bağlamak doğru değildir. İhracata yönelik üretim politikasını tez elden hayata geçirmemiz gerekmektedir.

Son zamanda tarımda nerdeyse iğneden ipliğe kadar birçok girdide fiyatlar artmaktadır.  Buda maliyetlere olumsuz yansımaktadır. Örneğin geçen yıl tohumdan hasada kadar kullanılan girdi fiyatları (tohum, ilaç, gübre, mazot vb.) artarken ürün fiyatları bir önceki yılla aynı kalmıştır. Zaten bu artan girdi fiyatları ve bu ürün fiyatları ile üretimin daha ileri gitmesi zor görünmektedir. Tarımdaki bu daralmanın etkisi yeni yeni ortaya çıkmıştır. Arz ve talep dengesinin olmadığı, değişken fiyatların olması, üretim planlanmasının yapılmadığı ve pazarlamadaki dar boğazların olduğu bir durumda tarım sektörünün gelişmesi ve istikrara kavuşması pek de beklenmez. Üretimde önemli sorunlarımız var. Bu gün geldiğimiz noktada verim ve kalite problemleri önemli bir yerde durmaktadır. Sanayici işleyeceği yeterli kaliteli ürün bulmadığı için dışarıdan satın almaktadır. Bu durum una işlenecek buğday ve tekstile işlenecek pamukta daha çok hissedilmektedir. Kaldı ki son yıllarda üretimden bir kaçış da söz konusu. Buğday üretim alanlarımız 9 milyon hektardan 7.5 milyon hektara gerilemiştir. Pamuk ekim alanları da ha keza. Yemi bitkilerinde de aynı durum söz konusu. Üretimi kısıtlayan faktörlerin başında üretim  maliyetleri gelmektedir. Diğer önemli konu üreticiye verilen destekler ve hibeler. Mevcut durumda verilen destek ve hibelerin etki analizi yapılmadığı, verim ve kalitenin hala problemli olduğu bir üretim modelinin var olduğu bir tarım sektöründe kalıcı bir  başarı beklenemez. Örneğin 3 yıl önce çıkan havza bazlı destek modelinin halen hayata geçememesi bile bu sektörün önünü tıkamaktadır. Eğer tez elden kısa, orta ve uzun vadeli çözüme yönelik tedbirler alınmaz ise sektördeki daralma hızla artarak devam edecek ve sonuçta ithalatta artış olacaktır. Bu da dışarıya dövizin gitmesi anlamına gelecektir. Bunların sonucunda en kötüsü de tarımda dışa bağımlılık daha da perçinlenecektir. Çünkü son rakamlar üretimden kaçış olduğunu göstermektedir. Zira üretici artık önünü göremiyor ve parasal  sıkıntılar diz boyu. Bu durumu özellikle genç üreticileri üretimden kaçışa zorlamaktadır. Bu da özellikle genç nüfus'un köyden şehir'e göçmesine neden olmaktadır.  Köyde kalan yaşlı nüfus ise bir zaman sonra üretimden ayrılmak zorunda kalmıştır.  Böylece kırsal nüfus yaşlanırken, gelecek genç nesillerin aklında tarımsal üretime dair beklenti olmamaktadır. Durum böyle devam ederse gelecek zamanlarda açıklanacak TÜİK rakamlarında tarım sektöründeki bu azalma devam edecektir.

Peki neler yapılmalı ki bu durumdan kurtulmalıyız; Öncelikle mevcut durum gerçekçi ve ayakları yere basan bir şeklide analiz edilmelidir. Kısa, orta ve uzun vadeli tarımsal politikalar bir bütün olarak ortaya konmalı ve herkesin kolaylıkla anlayacağı bir dille anlatılmalıdır. Bu politikalar belirlenirken masa başında değil, bizzat yerinde yani sahada belirlenmelidir. Asıl önemli olan ise bu politikalar belirlenirken günlük siyasetten uzak ve oy kaygısı olmadan belirlenmeli ve ulusal politika haline getirilmelidir. Aksi halde bu günkü durumu arar hale geliriz. Öte yandan dışa bağımlı bir üretim modelinden uzaklaşmalı ve yerli-milli  üretim modeli geliştirmeliyiz. Buğday'da Dünya'nın en önemli gen merkezi olmamıza rağmen dışarıdan halen buğday alıyoruz almamız pek de anlamlı değil. Aynı konu bakliyat (nohut, mercimek vb..) ürünleri de içinde geçerli. Ülkemizin birçok yerinde gen bankaları mevcut. Bunlar ülkemizin değişik bölgelerinde yıllar önce toplanmış ve gen bankalarında saklanmış olan yerli ve milli kaynaklarımızdır. Ne yazık ki bugüne kadar bu gen bankalarından yeterli şekilde yararlanılmamıştır. Artık bu yerli materyalleri ıslah çalışmalarında kullanmalı ve yerli ve milli tohumlar üretmeliyiz. Bunu sadece hububatta değil tüm ürünler için yapmalıyız. Ülkemizin değişik illerinde bulunan Araştırma Enstitülerini daha aktif hale  getirmeli ve yerli tohum ıslahı çalışmalarına hız vermeliyiz. Kısaca artık tarımda Yerli-Milli üretim modeli geliştirmeli ve dışarıya ihraç edecek duruma gelmek için gerekli olan politikaları hayatta geçirmeliyiz. Bunu yapacak alt yapımız ve insan gücümüz mevcut. Yeter ki gerçekçi hedeflerle yola çıkmalı, inançlı ve kararlı olalım.

Bu yazı toplam 1400 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim