• BIST 89.900
  • Altın 214,587
  • Dolar 5,3868
  • Euro 6,0807
  • Ankara 5 °C
  • İstanbul 10 °C
  • İzmir 14 °C

YADİGAR'IN YADİGARI

Murat Akyol

Bu çocuk şimdilik kaçar..
Boğulmayı göze almak lazım bazen.

Ama o deniz kibirini kussun
Ben istemedikçe yutamaz beni.

Hadi yuttu.
Yutulan bedenim...
Beni yutmak isteyen,
Bedenimi mi?
Düşüncelerimi mi sevdi.

Beden denizin 
Düşüncelerim benim olsun...

Y. YILDIZ

Dediğin gibi de yaptın ve erkenden de kaçtın be Çocuk..

* * *

Kimi insanlar vardır, renkleriyle, ışık ve ışıltılarıyla konuşur... Nereden gelip nereye gittikleri pek bilinmez, ama naif ama kibar, ama kimseleri kırıp dökmeden kapatır da giderler giderken sahnelerinin ışıklarını. Onlar bana göre biraz sufi, biraz derviş az biraz da delilikle velilik arasında bir çizgi çizerler, doğarken bir damla su, ölürken bir avuç toprak oldukları ve adına "hayat" denilen bu yolda... İşte bizler için de; Giresun'un, Caddenin, sokakların ve müziğin farklı ama özgün bir rengi daha "bu aralıkta" kendince konuştu ve en sonunda o da sustu..

O; açık-koyu yeşilli, kimi zaman kırmızılara bezeli, maviyi çok seven ve ondan vazgeçemeyen. bazen allı-morlu ama çokça püsküllü, her zaman talıp-takıştıran, ama bir moda zarafeti kalıplarında da giydiklerini yakıştıran bir renk cümbüşüydü.

O; reklam olmak kaygısından uzak, bütün üstün meziyetlerine ve yüksek yeteneklerine rağmen ünlü olabilmek hastalığına hiç mi hiç tutulmadan, çok büyük bir vakur, haysiyetli ama mütevazı bir hayat ve onurlu bir çizgide doldurdu çilekeş bir hayatı. Ama acelesi var gibiydi sanki, o dışarıya da vuran ruh halinin ve yorgun ama iyiliklerle bezeli iyi kalbin yolculuğunun..

Yadigar, dediğin gibi de yaptın... Aramızdan çok erken kaçtın be Çocuk..

* * *

O; kimi zaman bir bağlamanın tellerindeydi. İyi derecede bağlama çalardı. Hem çok güzel bir sesi, hem de bağlama icrasında kendine has bir tarzı vardı. Kimi zaman bir kaval ya da sipsi çığlığı olurdu... Caddede küçük ama tatlı yaramaz ilkokul çocukları tadında blok flüt çalardı kimi zaman. Ney'de üflerdi. Bazen de ud'un o dertli notalarına basardı parmakları. Sokaklar meskeni olduğu halde, bunlardan başka kötü bir şey çaldığını, suça-uğursuzluğa karıştığını gören-bilen olmadı.

En çok da Caddeden ayrılmazdı. Üzerine yakıştırıp giyindiği renkli ve göz alıcı elbiseleriyle hiç kasılmadan, kimselere hava yapıp caka satmadan ama çok gururlu o her zamanki vefalı podyumuna hemen her gün çıkar ve bulduğu herkesle Caddede kendi halinde müzik yapardı. Kalabalıklar, ilgi-alaka yada başka herhangi bir maddi-manevi kaygı gütmeden her daim tekrarlardı bu ritüeli bıkıp usanmadan. Kaldırımları ve parke taşları yerel müzizyenlere her daim açık olan ve üzerinde günün her saati mutlak böylesi misafirleri bulunan, bu dünyanın denize doğru akan en şaşalı ve dik caddesi, Giresun Gazi Caddesinin onunla garip bir bağı vardı çünkü? Tanısın tanımasın o müzisyenlere kendine özgü insani yaklaşımıyla yanaşır, onlara eline geçen herhangi bir müzik aletiyle eşlik etmeye çalışırdı. Hiç olmadı, yüreğinden gelen güzel seslerle onlara "vokal" olurdu, yandaşlık ederdi. Ne ki, o çocuklar, onun da olabilecek katkısı ile üç-beş kuruş daha fazla para kazansınlar?

İki nota nedir, doğru dürüst bilmeyen... İki nota nedir, basmayan... Daha da doğrusu, iki notanın ayrı ayrı yerlerini dahi tam olarak bilemeyen günümüzün o çok alımlı ve boy boy ortalarda olan sanatçı müsveddelerinin aksine, adı bilinmemiş, yetenekleri ve yetkinliği anlaşılmamış alaylı ama gerçek bir müzik adamıydı Yadigar. Çaldığı bir çok enstürümandan ziyade esas, sesi çok güzeldi. Ah şimdi nerelerdesiniz, "o ses"'lerde o yeteneksiz yeteneklere koltuklarını dönen ama akabinde de sırf şov için ve şahsi reklamları için dakikalarca kritikler yapan müzik adamı olmayan/olamayan sahne yıldızları. Para ve şöhrete ruhunu satanlar!

O allı-pullu sahne ışıklarınızı, medya maymunu tavırlarınızı, önlenemez ama ayyuka çıkmış yıldız şımarıklıklarınızı alın, onlar sizin olsun... Yadigar bu dünyadan gerçi ve iyiki de sizlerin o çıkarlara dayalı ve samimiyetsiz kurtlar sofranızdan hiç geçmedi. Size bulaşmadı. Üzerine çamur sıçramadı. Tertemiz göçtü gitti garibim.

* * *

Onu çok geç tanıdım. Şehrimin güzel bir rengi ve hatta bana göre de farklı ama özgün bir moda ikonu gibi gördüğüm içinde sevdim kendisini. Dışarıya yansıttığı ama bence aslında çok da samimi olmadıklarına göstermek istediği garip ve mesafeli halleri doğruyu göstermezdi. Mert, delikanlı, iyi ve merhametli bir yüreğe sahip gönüllü bir insandı. İçlerinde bizde dahil, büyüklerine saygıda kusur, küçüklerine sevgide eksiklik etmeyen bir tavrı vardı. Hayvanları çok sever, kısıtlı parasını onların bakımına ve beslenmesine ayırırdı. Çokça köpekleri oldu hep yanında. Hatta ölmeden bir kaç gün önce, Giresun Can Akengin Sanat Galerisindeki bir sergiye bile köpeklerinden birini getirmişti. Kuşlar, balıklar, kediler, köpekler derken bu koca yürekli insanın evinde yılan bile beslediğini ve onu çok sevdiğini bilmez kimseler? Belki onu bu üstün özelliklerinden de ayrıştırıp, sağlığında hakkında düşündükleri her yakıştırmayı yaptıkları gibi?

İnsanoğlu, iflah olmaz bir yaftalama ustasıdır. Kötülük iklimine direk bağlıdır ve ondan beslenir. O, başkalarına sarf ettiği her türlü kötü söz ve yakıştırmalarıyla kötü bir ruhu besler ama aslında bilmez ki kendi defolarını ve açıklarını saklamaya çalıştığını..

Bakın bu yiğit delikanlı, giderayak bu şer ikliminin bulutuna ayarı bakın nasıl vermiş de gitmiş;

Niceye bir sukuttan başka yol diyeceksin? 
Çünkü kimsenin bir ah etmeye bile hakkı yok!
Her çer çöp denizin yüzünü bilir...bilir ama denizin dibini kimse bilmez
Define diptedir alemde tılsima benzer...gayret et de seni bu bedene bağlayan tılsimi kir!tilsim onunden kalktimi onu bulursun..
Cisim ortadan kalktimi can meydana çıkar
Ondan sonra canın da başka bir tılsimdir...
canin gayb alemine göre başka bir cisimdir.
Böylece yürü dur..sonuna erişme. Böyle bir derde düş de dermana kavuşma!

* * *

Muhatap olduğu topluma, bence çok da büyük bir kibarlık ve söz sanatıyla; "Üstünüze afiyet, biraz şaraplıyım" diyebilecek kadar insan olan bu Ademoğlunun başka naif sözlerine de bir bakalım isterseniz? (Anlamda belki anlamsızlıkla karşılaşsak da;)

- yas, yarın sorguladığımız gibi sorgu ve dünyada evladım dediğin yeni bir ölümlü umarım üzmedim ...hepimiz yürüyen ölüyüz her an rahimde...yada kıçları bi takım kendilerini ölümsüzlük koltuğunda zannedenler sosyalizim eşitlik toprakta sende bende ..."izar.kamis.lifafe".ile defin edileceğiz...ağlama çocuk kulağına fısıldanada sevgi hariç inanma.

- Sola giden yol, mavi ve güzeldir.... Gülerek ölelim:)

* * *

Büyük Kurtarıcı Ata'ya "Kemal'im" diyecek kadar samimi ve Atatürk'çü, bozulan dünya düzeninin yarattığı ezilmişliğe ve sömürü düzenine iliklerine kadar karşı olan bir sosyalist, ama gerçekte bir imam hatip mezunu garip bir insan; Yadigar..

Platonik bir sevdayı, şimdi belki çok uzaklarda ve geçmişte kalan bir aşkı hiç mi hiç unutamamış; Yadigar...

Duvardaki solmuş eski resimlere şiirler yazan, bazen de bu resimleri karakalemle ama titreyen ellerle canlandırıp onlara yeniden can veren Yadigar..

Vee,

Yarısı yenmiş ama hiç kesilmemiş ekmeğin üzerine konmuş bir kelebeğe şiirler yakan Yadigar..


"Bir melek gelmiş

bir gününü benle geçirmek istemiş

paylaştık lakin

hiç... büyümedik...hiç. "

* * *

(Aşağıda olup da, tamamı ona ait sözler ve şiirlerle bitiriyorum. Ruhu şad olsun. Güzel gönlü ve ruhu cennette.)

 

"Beklemek, şimdi hiç duymayan birine, 
Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız. 
Peki ya umut? 
Umut, şimdi hiç görmeyen birine, 
Gökkuşağını anlatmak kadar zor ve imkansız."

"Ezber edemeyeceğim kadar kısa geçti hayat anektotlarım hafızamnda arada onlarıda anlatırken kayıyorlar ama o yokmu o... kelime kelimesiyle...sokak sokak bütün mimikleriyle aklımda."

"Yakında ölürüm çok oynadı bu hayat ben ve bizimle buna tutulmakta varmış hayata tutunmak gibi bi masal anlatayım."


Ruhumun bağ bozumundayım.
İşte şimdi tam zamanım.
Tane tane topla beni.
ağır ağır,
sessiz sessiz.
Tadım sana bağlı artık.
Sana,
senin ustalığına.
Meşe fıçılarının
o eşsiz aromasında sakla,
beklet.
.....beklet
ve beklet.
İyi bir gününe kadar dokunma.
...
Yalnız, yapayalnız bir gününe;
öyle bir güne sakla.
Öyle bir günde aç
Öyle bir günde iç.
Öyle bitir beni...bitirmek olmaz hep bende kalman için verilecek bu içişlerim...


- S O N - 

Bu yazı toplam 521 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Haberler Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 545 221 98 97 | Faks : 0 850 303 80 36 | Haber Scripti: CM Bilişim